Psikolog olarak seans odalarında gördüğüm iş insanlar, akademisyenler ya da anne babalar, aslında hala içlerindeki o kırgın, anlaşılmamış veya korkmuş 5 yaşındaki çocukla dünyayı anlamlandırmaya çalışıyorlar. Ebeveynlerimizin üzerimizde bıraktığı travmatik etkiler, biz büyüdüğümüzde yok olup gitmiyor. Sadece biçim değiştirerek en mahrem alanlarımıza; ilişkilerimize, evliliklerimize ve kendi ebeveynlik tarzımıza sızıyor.
KİMİ NEDEN SEVİYORUZ?
Çoğu insan eşini tamamen özgür iradesiyle ve tesadüfen seçtiğini düşünür. Oysa psikanalitik perspektiften baktığımızda, bizler genellikle tanıdık gelen acıları seçeriz. Çocukken ebeveynimizle kurduğumuz bağ, bizim sevgi dilimiz haline gelir; o dil şiddet, ihmal veya manipülasyon içerse bile.
Eğer çocukken duygusal ihtiyaçları reddedilmiş, soğuk bir anne veya baba ile büyüdüysek, yetişkinlikte partnerimiz bize yakınlaşmak istediğinde duvarlar öreriz.
Eğer istikrarsız, bir gün çok sevip ertesi gün duygusal olarak yok olan bir ebeveyn ile büyüdüysek evliliğimizde sürekli bir tetikte olma hali yaşarız.
En trajik olanı da çocukken bizi değersiz hissettiren ebeveynimizin bir benzerini gider eş olarak seçeriz. Bilinçaltımız der ki: “bu sefer bu zor insanı değiştireceğim ve çocukken kazanamadığım o sevgiyi bu kez kazanıp yaramı iyileştireceğim”. Ama sonuç genellikle aynı hayal kırıklığı olur.
sürekli eleştiren mükemmeliyetçi bir anne- babanın evladı iseniz yetişkinliğinizde ne kadar başarılı olursanız olun içinizdeki o acımasız sesi susturamazsınız. “ yeterince iyi değilim”
Belki de bugün üzerinde durmamız gereken konu kendi ebeveynliğimizdir. Psikolojide madalyonun iki yüzü vardır. kendi travmalarını şifalandırmamış bir birey ebeveyn olduğunda genellikle iki uçtan birine savrulur.
Zalim ebeveynin kopyası olmak ya da aşırı koruyu helikopter ebeveyn olmak…
Değerli okurlar, anne babamız bize geçmişimizi verdi ancak geleceğimizi belirlemek zorunda değiller. Evet çocukken yaşadıklarımız bizim suçumuz değildi Bir çocuğun ihmal edilmesi, şiddet görmesi, duygularının küçümsenmesi tamamen ebeveynin yetersizliği ile ilgilidir. Ancak bir yetişkin olduğumuzda o yaraları iyileştirmek artık bizim sorumluluğumuzdur. Zinciri kırmak öncelikle o acıyı kabul etmekle başlar.
Şifalanmış her yara bir sonraki nesle devredilen bir mirastır.
YAZAN: PSİKOLOG DİLARA KARABACAK