08.06.2026 2 Dk Okuma

İçindekiler

Merhabalar, hoş geldiniz. Bugün buraya popüler psikoloji kitaplarının o süslü, ‘her şey harika olacak’ vaatlerini dinlemeye gelmediğinizi biliyorum. Bugün buraya, kendinizle yüzleşmeye; belki de uzun zamandır ertelediğiniz o içsel randevuya geldiniz.Şimdi sizden ricam, arkanıza yaslanın ve gözlerinizi bir anlığına kapatıp çocukken büyüdüğünüz o evi düşünün. Mutfağın kokusunu, salondaki sessizliği ya da yükselen sesleri… O evde küçük bir çocuk var. Ve o çocuk, bugün bu salonda, sizin yetişkin bedeninizin içinde oturuyor.Hayatınızda hiç şunu fark ettiniz mi: Farklı isimler, farklı yüzler ama günün sonunda hep aynı duygusal hayal kırıklığı… Kendinizi sürekli sizi ihmal eden, duygusal olarak mesafeli, sınırlarınızı çiğneyen ya da sizi sürekli eleştiren insanların yanında buluyor musunuz?Buna psikolojide ‘tekerrür zorlantısı’ diyoruz. Zihnimiz, çocukken tanıdığı o tanıdık acıyı, yabancı bir huzura tercih eder. Çünkü o acının kurallarını bilirsiniz. Çocukken sizi sevdirmek için ne yapmanız gerekiyorsa, bugün partnerinize de aynısını yaparsınız: Daha çok alttan alır, daha çok fedakarlık yapar, kendi sınırlarınızı yok sayarsınız. Bizler aslında yetişkinlikte partnerimizi aşık olmak için seçmeyiz; çocukluk yaramızı kim daha iyi kanatacaksa, gider onu buluruz.“Aramızda ebeveyn olanlar ya da bir gün olmayı düşünenler var. Sosyal medyanın bize dayattığı o ‘organik beslenen, asla bağırmayan, pedagog onaylı oyuncaklarla büyüyen’ mükemmel çocuk klişelerini bir kenara bırakın.Çocuğunuzun mükemmel bir robota değil, hata yapabilen, üzülebilen ama hatasını telafi edebilen gerçek bir insana ihtiyacı var. Donald Winnicott’ın harika bir kavramı vardır: ‘Yeterince iyi ebeveyn’. Çocuğunuza verebileceğiniz en büyük hediye, kendi çocukluk yaralarınızı onun üzerine yansıtmamaktır. Eğer siz kendi içinizdeki kırgın çocukla barışmazsanız, farkında olmadan çocuğunuzun hayatında yeni yaralar açarsınız. Kendinizi şifalandırmak, çocuğunuza bırakacağınız en büyük mirastır. Son olarak şundan bahsetmek istiyorum. Hepimiz hayatta iki temel ihtiyaçla doğarız: Bağ kurma (aidiyet) ve otantiklik (kendin olma). Çocukken bir seçim yapmak zorunda kalırız. Eğer olduğumuz gibi davrandığımızda (ağladığımızda, öfkelendiğimizde, hayır dediğimizde) ailemiz bizi sevgisizlikle cezalandırdıysa, ‘kendimiz olmaktan’ vazgeçeriz. Sırf kabul görmek için ‘uslu, sessiz, başarılı’ maskeleri takarız.Bugün, yetişkin hayatınızda insanlara ‘hayır’ diyemiyorsanız, herkesi memnun etmeye çalışırken kendi hayatınızı kaçırıyorsanız; o çocukluktaki hayatta kalma maskesini hâlâ yüzünüzde taşıyorsunuz demektir. Ama artık büyüdünüz. O maskeye ihtiyacınız yok.Sevgili dostlar, geçmişte yaşadıklarınız sizin suçunuz değildi. Çocukken ihmal edilmiş, sevilmemiş ya da yetersiz hissettirilmiş olabilirsiniz. Bu sizin kaderiniz değildi, sadece başlangıç noktanızdı.

Ama bugün, yetişkin bir birey olarak o yaraları sarmak, o küçük çocuğun elinden tutup ona ‘Artık güvendesin, seni ben koruyacağım’ demek tamamen sizin sorumluluğunuzda. Kendinize karşı acımasız olmayı bırakın. Şifa, kendinizi eleştirmeyi bıraktığınız an başlar. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

YAZAN: PSİKOLOG DİLARA KARABACAK

DIVE Medya Editoryal Ekibi

Bilimsel referanslarla doğrulanmış içerik.