24.04.2026 2 Dk Okuma

İçindekiler

Koltuğunuza rahatça yerleşin, çünkü bugün belki de insanlık tarihinin en karmaşık, en çok yüceltilen ama aynı zamanda en çok yanlış anlaşılan duygusunu konuşacağız: Aşk. Bir psikolog olarak aşkı size sadece kalbin hızlı çarpması veya şiirlere konu olan o “bulutların üzerindeymiş” hissiyle anlatamam. Benim penceremden aşk; biyokimyasal bir fırtına, çocukluktan taşınan bir ihtiyaç listesi ve ruhsal bir aynalanma sürecidir.Aşkın ilk aşaması, beynimizin bize kurduğu harika bir tuzaktır. Birine “vurulduğunuzda”, beyniniz adeta bir ödül merkezine dönüşür. Dopamin tavan yapar; bu size o bitmek bilmeyen enerjiyi ve coşkuyu verir. Norepinefrin yüzünden eliniz ayağınıza dolanır, uykularınız kaçar. En tehlikelisi ise serotonin seviyenizin düşmesidir; bu düşüş, obsesif kompulsif bozukluğu olan kişilerdekine benzer bir durum yaratır. İşte bu yüzden aşkın ilk evrelerinde o kişiden başka hiçbir şey düşünemezsiniz. Bu aslında geçici bir “akıl tutulması” halidir.Neden hep benzer tipteki insanlara aşık oluyorsunuz? Ya da neden bazıları sizi heyecanlandırırken, çok “iyi” olan bir başkası size sıkıcı geliyor? Burada devreye çocukluk yıllarınız girer. Bakım verenlerinizle kurduğunuz ilk bağ, sizin aşk haritanızı çizer. Eğer kaygılı bağlanıyorsanız, aşk sizin için sürekli bir “terk edilme korkusu” ve onay arayışıdır. Eğer kaçıngan bağlanıyorsanız, biri size yaklaştığında nefes alamıyormuş gibi hisseder ve kaçarsınız. Aslında biz çoğu zaman “tanıdık olan acıyı”, “yabancı olan huzura” tercih ederiz. Aşk, çocuklukta tamamlanmamış işlerimizi tamamlama çabasıdır.Psikolog Carl Jung’un dediği gibi; aşk bazen kendi içimizde kabul edemediğimiz veya geliştiremediğimiz yönleri bir başkasının üzerine yansıtmaktır. Kendi içindeki neşeyi bastırmış biri, aşırı neşeli birine hayranlık duyabilir. Aslında aşık olduğumuz kişi, bizim “ideal benliğimizin” veya “gölge yanımızın” bir temsilcisidir. Birine “Seni seviyorum” dediğimizde, aslında biraz da “Senin bendeki yansımanı seviyorum” demiş oluruz.Psikolojide aşkın evrimi, “tutkulu aşk”tan “arkadaşça aşk”a geçiş olarak tanımlanır. İlk baştaki o yakıcı tutku yerini güvene, şefkate ve ortak bir geçmişin huzuruna bırakır. Burası aşkın en zor ama en iyileştirici evresidir. Birinin yanında “maskesiz” durabilmek, en zayıf halinizle kabul edileceğinizi bilmek, aşkın ulaştığı en yüksek psikolojik mertebedir. Aşk, sadece iki bedenin buluşması değil, iki farklı geçmişin, iki farklı yaralı çocuğun ve iki farklı gelecek hayalinin çarpışmasıdır. Sizi hem en çok büyüten hem de en derinden yaralayan güçtür.

YAZAN: PSİKOLOG DİLARA TÜRKOĞLU

DIVE Medya Editoryal Ekibi

Bilimsel referanslarla doğrulanmış içerik.